Görüşmeyeli Nasılsın Gözyaşım?

Giriş 30. Eyl, 2015 by - Blog - 3.183 kere okunmuş

Pejmürde kelimelerim ile çalılarımın arasından çıktım. Ardımda her ne bıraktıysam üstü kalsın!…

Sözcüklerimi hecelere, paragraflarımı eyaletlere ayırdım. Ben bunları yanlışlıkla değil, yalnızlıkla yazdım! Kendimi kalabalıktan aşırdım ve daktiloma yanaştım. Sözcükler seyrana çıksın, mutluluk meydana çıksın diye didindim uğraştım. Duvar saatimi dört dönen yelkovanın bile peşine takıldım ve müsvedde kağıtlarımın oluşturduğu dağın ardında kalan mücevherat adasına, diğer adıyla kitaplığıma ulaştım. Daktiloma, öteki adıyla balayı adasına fıydım. Kelimeler gündüz rüyası, imlalar bir düş kırıntısı, ne güzeldir şimdi oraları diye diye bir sonbahar güzellemesi yapmak niyetiyle alfabeme uğradım ve en nihayetinde şu hatıra defterime vardım. Ben yine parşömenlerime hayatımı açtım!…

Cümleye büyük harfle, güzlere ve gülüp geçmeye dev harplerle başladığım günlerde anladım. Tahammül eşiğini yüksek tutmak, egoları bir tarafa bırakmak ve yalanları en yakın kara deliğe yutturmak lazım! Modern çağ yalanlarına kanmadım ve haliyle bu tip küçük işleri çırağım ve çarığıma bıraktım. Yalanların gölgesinde pastoral hayaller kurmadım!…

Loading . . .

Az gittim uz gittim, şu buz mavisi gözyaşlarımı atlatmaya gayret ettim. Etrafa etraflıca bakındım, şu güzelim mevsimin güz ellerini aradım. Yalnızlığımı tırnak içindeki şu ‘nezarete’ attım. Tebessümlerimi ‘gözaltına’ aldım, kirpiklerimin hemen altına yanaklarıma kattım ve mutluluğu dinç tutmak için zinde gülücükler saçtım. Direncimi kırmadım!…

Ufkun kızıla boyandığı, yakamozların denize uzandığı, kuşların senkronize cıvıldadığı, sonbaharın sazlıklarımı sarıp sarmaladığı, ekinlerimin sararmaya başladığı şu eylülün son akşamı güzden nasibimi kısmetimi almaya çalıştım. Mutluluktan payıma düşen her ne varsa hayatıma katmak için kollarımı dünyalar kadar açtım. Üzerime nüfuz eden rüzgarın ılık nefesini tattım, sonra da bir aymazlık iki haylazlık yaptım; Düşlerimin bağından, sözcüklerimin bostanından, tam da şuracıktan iki salkım üzüm aşırdım ve ben bu defa azıcıkta olsa mutluluktan ağladım!…

Crying . . .

Görüşmeyeli nasılsın gözyaşım? Gel hadi çocuklar gibi sarılalım, dudak dudağa gülüşmeye çalışalım. Bir daha yüzünü ekşitme sakın gözyaşım. Sen yüzünü asarsan ben hiç durmam ağlarım. Eninde sonunda ben azalırım sen çoğalırsın! Dilersen mutluluğa kol kanat germeye çalışalım, şu hüznün ifadesini alalım ve bir daha ışıklarımızı hayata kısmayalım gözyaşım!…

Shine . . .

İçimdeki bızdık ortalığı birbirine katarsa katsın. Biz çam sakızı çoban armağanı bir türkü tutturalım, hayata buz mavisi bir tavır takınalım ve umutlarımın çobanı mutluluğun kavalını çalsın, kirpiklerim seni dansa kaldırsın gözyaşım! Bırak bugünde mutfak ayakta dağınık kalsın, yeter ki bir daha tadımız tuzumuz kaçmasın. Hadi gel marmelat yapalım, mutluluğun eskizini çizmeye başlayalım. Işılda gözyaşım, ekim ekinlerim şaşırsın, güzel günlerle karşılanalım. Şımar gözyaşım, mutlulukla karşılaşalım!…

 

B & B

 

6 Yanıt - “Görüşmeyeli Nasılsın Gözyaşım?”

  1. Valaria 16 Ekim 2015 - 02:26 #

    Tüm yesiller mavi’ye karismis…

    • B&B 17 Ekim 2015 - 08:58 #

      Çalılarımın arasından çayırlarıma gittim! Çimenlerime davetliydim. Yeşilliğimin tam ortasında hayata gülümsedim ve envanterime okyanusu da dahil ettim. Ondandır maviliğim! Ondandır yeşilden maviye seyahatim…

  2. Gül 16 Ekim 2015 - 16:56 #

    İstermisin gözyaşlarımızı demliyelim…

    • B&B 17 Ekim 2015 - 09:08 #

      Hiç denemedim, demlemedim. Gözyaşlarımı porselen bir demliğe gizlemedim, süzgeçlerden geçirmedim. Kristal bardaklara taşıyamayacağı hüzünler yüklemedim. Bir damla gözyaşı 1001 fersahtı, tortusu mercan kayalıkları. Bir damla gözyaşını ağırlayabilecek ebatta bir çaydanlık takımı olsaydı, mutfaklarda ve reyonlarda yerini alırdı. Kapitalizm hangi fırsatı sokakta bıraktı?!…

  3. Gül 17 Ekim 2015 - 11:00 #

    Anadoluda taaa frigler döneminde kullanılmış gözyaşı şişeleri.o zamandan beri kapitalistlerin üzerimizde elleri..

    • B&B 18 Ekim 2015 - 10:23 #

      Neyse ki tüm tezgahlarda, mahalle bakkalında hatta semt pazarlarında ya da bilumum uzun ince raflarda hava hala bedava. Pet şişeler giyiniyor olsa da su hala kaynağında! Gün ışığı da konserve kutulara girmedi daha. Depozitolu bir kavanoza döndürülmeye çalışılsada dünya, güneş herkese eşit mesafede hala!…

Yorum Bırakın