Yaşasın Blogalizm!
Hey gidi iç dökmelerimin blogal dünyası! Şurada rahat rahat sızlandığım ilk 25 post ardından bu blogal istasyona ne mehlem karaladıysam elde, avuçta, akılda, kalpte kalanlardan nasıl bir dem vurduysam ya da birkaç imla hatasına nasıl adımı karıştırdıysam, bazen bir adap miktarınca pek çok şeye karşı sustuysam ne bahardan ne de kıştan. Ne ayazdan ne de Mart’tan bir kar müptelası olmam, yüzüme düşen bir buz kristaline meyilli kalmam…
Ne masaldan ne rüyadan bir Lotus aşığı olmam, ona ne hissediyorsam ikizinde şarkılar yazmam. Ona mum kokulu satırlar karalamam ve ona iftiharla bugünde gözyaşlarımı sunmam. Bazen la’lı, bazen fa’lı olmam, bazen fa’lar ağlamam, gözyaşlarımla mezur mezur fa’lamam. Bazen de bir azap miktarınca susmam ya da başucu kitaplarıma sığdıramadığım bir paragraf açmam ve o rüzgarın ısırıklarını 4 yanımda taşımam ne bahardan ne de kıştan…
Bazen bir cam kırılganlığında olmam ya da bir cam buğusunda buharlı bir kalp gibi durmam. Bazen 2 parçalı 1 bulutlu olmam ya da pentatonik bir yağmura tutulmam, kalbin rejimini değiştiren bir devrime ayak uydurmam ve yüreğimin ağzında sabaha uyanmam, akabinde aşk sancılarımı yudumlamam ve keçilerimi deltalara doğru uğurlamam. Sonra kendime doğru 3 adım daha atmam ya da Halley’e otostop çeken bir çocuğun güncesi olmam ne bahardan ne de kıştan…
Ne hazandan ne de yazdan bir J&B hırsızı olmam ya da ne fasıldan ne de cazdan bir telecaster sapkını olmam. Ne yalandan ne de sazdan bir blues arsızı olmam. Bazen bip’liyor olmam, bazen mute’lu, bazen mutlu, bazen de ‘post acı söyler’ tadında olmam ve gönlümün salıncaklarında sallanmam, gökkuşağına hamaklar bağlamam ya da cebindeki ada’ya durmadan taşınıp durmam ne bahardan ne de kıştan, mütemadiyen her partisyonum aşktan…
Bugünde aşkın yaşam ünitelerine bağlanmam, sanatın avangart akvaryumlarına dalıp çıkmam, rüyalarıma hep bir 5 kala falezlerde uzanmam ve suskunluklarımı rengarenk bir kumbarada toplamam, bu kalbin coğrafyasında nehirler ağlamam yada yolu Sahra’dan geçen bir ırmak çağlamam ve duygularımı durmaksızın birbirine çarpmam ne bahardan ne de kıştan. Dedim ya muhtemelen, mütemadiyen her partisyonum aşktan ve de unutulamayanlardan…
Hey gidi iç dökmelerimin blogal dünyası! Gündelik hayatımdan artan bir başka zamana tercüman olan şu post’un 1 Mayıs’a tekabül ettiğini de unutmadan vaktini burada benimle paylaşan tüm blogalist dostlara bir teşekkür aralayıp ve ‘bir slog-an & bir blog-an’ karalayıp kabuğuma çekiliyor olucam. Yaşasın sanatın, emeğin, hayatın, aşkın, düşüncenin paylaşım özgürlüğü ve Yaşasın Blogalizm! Hadi şimdi buyurun 1 Mayıs’a kaldığımız yerden bayram şekeri tadında John Lennon devam etsin…
B&B
Doğumundan itibaren küçük düşünmeni sağlarlar
Tüm bunların yerine sana hiç zaman tanımayarak
Acın o kadar büyüktür ki pek bir şey hissedemezsin
Sende çalışan kesimin kahramanı olabilirsin
Evde incitirler seni, okulda ise dayak atarlar
Akıllıysan nefret ederler, aptalsan aşağılarlar
Deliye dönersin onların kurallarını uygulayamazsın
Sende çalışan kesimin kahramanı olabilirsin
Yirmi küsür yıl boyunca eziyet edip korkuttuktan sonra
Senden bir kariyer sahibi olmanı beklerler
O kadar çok korkuyla dolmuşsundur ki isteyemez durumdasındır
Sende çalışan kesimin kahramanı olabilirsin
Kendini din, seks ve televizyonla avutursun
Ve çok akıllı, sınıfsız ve özgür olduğunu sanırsın
Fakat görünen odur ki hala köylünün tekisin
Çalışan kesimin kahramanı olabilirsin
Sana zirvedeki o odayı anlatıp duruyorlar
Fakat önce birini öldürürken gülümsemeyi öğrenmen gerekiyor
Eğer yalnızca tepecikteki insanlar gibi olmak istiyorsan
İşte o zaman çalışan kesimin kahramanı olabilirsin
Kahraman olmak istiyorsan beni izlemen yeterli.
Working Class Hero – JOHN LENNON

SENDE COK YAŞA .GÜZEL YAŞA .İZİNDEYİZ SEVGİLİ B&B.
İzler ve bizler. Çok naif düşünceler, çok zarif temenniler, teşekkürlerim ile birlikte yürekten sevgiler…